27 Şubat 2010 Cumartesi

''vasiyet''



















göz alabildiğince yeşilliklere gömün beni,
üzerimi de sonsuz maviliklerle örtün,
dua tören de istemem; kuşların sesi ve dansı yeter bana..


sormayın arkamdan; ''nasıl bilirdiniz'' diye
ben; bildim bileli ''kendimi bilirdim'' 
bu; her iki dünyada da fazlasıyla yeter bana..


...

25 Şubat 2010 Perşembe

''kimse bilmez''





















cemrelerimiz;

ilk cemre; Şubat'ın yirmisinde havaya düşer,
ikincisi; 27'sinde suya,
üçüncü ve sonuncusu; Mart'ın 5'inde toprağa düşer..

cemrelerim;


bir de yüreğe düşen cemre vardır ki onun adına ''aşk'' denir..


kişiye özeldir onun her yüreğe düşüşü..


benim yüreğime sonbaharda düşer cemre..


ilk aşkım; bir sonbaharda havaya düşen ilk cemremdi ve havada kaldı, aşkımı sevgimi vermek için ne kadar çabaladıysam da bir türlü uzanıp tutamayacağım kadar aklı bir karış havadaydı.. bir gün aniden bir kuş olup havalandı ruhum evlilik kafesinden, kanat açtı özgürlüğe..


ikinci aşkım, yine bir sonbaharda suya düşen ikinci cemremdi.. sulu dereye götürüp susuz bıraktı beni.. cansuyumu vermemek için bile bin bir dereden su getirdi.. bir gün aniden coştu ruhum, bir sel olup yıktı bütün setleri ve içimdeki okyanusa doğru başladı akmaya..


üçüncü olsa toprağa düşen cemre gibi olur muydu ki.. toprağa kök salar gibi kök salabilir miydim sevdiğimin yüreğine.. filizlenip çiçeklenebilir miydim.. köklerimle toprağıma sımsıkı sarılıp ruhumdaki bütün güzelliklerle bezenmiş çiçeklerimi toprağın mis kokulu yüzüne sürebilir miydim.. ve yine bir sonbahar günü toprağa döküp yapraklarımı toprak oluncaya kadar sevip sevilebilir miydim..


uykusuz bir Kasım gecesi sabahında düşüverseydi üçüncü cemrem toprağa; ''Kasım'da aşk başkadır'' diyebilir miydim..


kimbilir..


*kimse bilmez..


bulut geçti
gözyaşları kaldı çimende
gül rengi şarap
içilmez mi böyle günde
seher yeli eser
yırtar eteğini gülün
güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün


bu yıldızlı gökler
ne zaman başladı dönmeye
kimse bilmez


(*söz: Ömer HAYYAM - müzik: Mehmet GÜRELİ)


http://www.dailymotion.com/video/x2oyc4_hatırla-sevgili-kimse-bilmez_music


...

22 Şubat 2010 Pazartesi

''farmville''
















facebookta bir arkadaşım; ''çivi, tahta, tuğla ve at başlığı eksik kaldı :)))''diye yazmış duvarına..

profil resmi de; at arabası üzerinde Aatürk ve sakallı bir yaşlı amca olunca;
önce profil resmine bakıp sonra duvarındaki çağrıyı okuyunca;
arkadaşımın çağrısı kurtuluş savaşına yardım çağrısı hissi oluşturdu ben de..

kurtuluş savaşı günlerine gittim geldim ışık hızıyla adeta..

kurtuluş savaşında esaretten kurtulmayı başardığımızı ama zihnimizi olur olmaz şeylerin esaretinden kurtarmayı başaramadığımızı düşününce;

gittikçe büyüyen zihinsel esaret çılgınlığını görünce;

kurtuluş savaşı günlerini içinde bulunduğumuz şu günlerle kıyaslayınca;

bir de gecenin bir vakti olunca;

mütemadiyyen sert bir üslupla yorumlayıvermişim arkadaşımın duvar yazısını..

yoksa tutuyorum kendimi, izleyip izin vermek en iyisi, buna da doyarız, bunu da tüketiriz millet olarak nasılsa..

demişim ki; ''çivi yok; insanların çivisi çıkmış halde.. tahtaları desen eksik.. tuğla; elbet bir gün başlarına düşecek ve uyanacaklar.. at başlığını bilmem ama at gözlüğü hemen hemen hepsinde var ama ben de o da yok.. olsa dükkan senin..''

içimizdeki DEV/rimci/LER ''farmville'' ile uyutuluyor şu ara..


(arkadaşım da ''devrimci''nin önde gidenidir..)

arkadaşımın ve tüm ''farmvilleci''lerin hoşgörüsüne sığınıyorum.. arkadaşımın sayfası ve hoşgörüsü okuyan tüm ''farmvilleci''lerin benim yaptığım karşılaştırmayı yapmasına vesile olur belki..

''sana söylüyorum arkadaşım, siz anlayın bütün ''farmvilleci''ler''

...

21 Şubat 2010 Pazar

''Her Aşk Ölümü Tadacak''




















''Her Aşk Ölümü Tadacak''

Kimileri kaybolur unutulur hatta sesi bu şehirde
Bir gidenle, bir kalanın bilinir hikayesi
Kimileri hayattan mutlu sonlar çalar bu şehirde
Kiminin de bizim gibi yarım kalır hikayesi

Bir hüzün şehri ayırdı bizi
Ve bu son olmayacak
Gözyaşıyla beslediği
Her aşk ölümü tadacak

Ne dualar kurtarır bizi art...ık ne de zaman
Unutabilmek gerek bazen ağlamadan
Ne yeni bir aşk avutur bizi ne de geçmişin izi
Kabullenmek gerek bazen yenilgiyi

Bir hüzün şehri ayırdı bizi
Ve bu son olmayacak
Gözyaşıyla beslediği
Her aşk ölümü tadacak..........MANGA


varolan her şeyin kaynağı aşktır.. aşkın farklı boyutlarıdır..

ayrılık da aşka dair nefret de..
insan en çok aşk ile sevdiklerine nefret duyar, sevmiyorsa içinde taşıyıp barındırmaz..

aşk; hayatın ta kendisidir, varolan her duyguyu barındırır içinde..

kimilerinde bedenseldir kimilerinde ruhsal..
bedensel olan; yüzeysel ve kısa ömürlüdür, ruhsal olan; kalıcı ve derindir..

hepsi için geçerli olan tek gerçek; ''her aşk ölümü tadacak'' tır..

sonsuz ve ölümsüz olan kendimize duyduğumuz ilahi aşktır.. yaşamın amacı da bu boyuttaki bir aşka ulaşabilmektir..

kimi çok sevmişsem, aşk ile sevmişsem ''git kendini sev'' der gibi acımasızca savurup atmıştır sevgimi..
çocuklarım için bile geçerli bu; onlar için aşkla uğraşıp didindikçe memnun olacakları yerde nankörlük ederler ve sevgimi nankörce savururlar her defasında..

ben ne zaman aşk ile bir şey yapsam çocuklarım için, sevdiklerim için, sebebi ben olmasam da, o anki ruh hallerinden dolayı yaptığıma pişman ederler..

bunların hesi birer mesajdır alabilene; ''kendine gel, kendine dön, kendini sev, kendini mutlu et'' diye bağırıp çağıran, ''hep onlara değil, onlara olduğu kadar kendin için de bir şeyler yap'' diye tutturan hayatın acı dilidir..

hayat dosttur ve acı ile söyler bizim yararımıza olan mesajlarını.. sevdiklerimiz de acı dilleriyle, söyledikleri ve yaşattıklarıyla hayatın mesajına aracılık ederler..

her insani aşk, ilahi aşka, kendime olan aşka götüren birer araç olmuştur.. indi-bindi yapmak biraz hırpalamıştır beni ama yolculuğun yorgunluğunu üzerimden attığımda buna değdiğini görmüşümdür..

yaşadıklarımdan şunu öğrendim; hiç kimse için, çocuklarım için bile gerekenden fazlasını yapmamalıyım.. sevgimin aşkın boyutunu içimde saklamalıyım.. yeteri kadarını dışa vurup, içten, yüreğimle sevebildiğim kadar sevmeliyim..

gördüm ki; en nankör aşıklar, en nankör çocuklar onlar için gerekenden fazlası yapılmış olanlardan çıkıyor..

ben bunu deneyimleyerek öğrendim, öğrenmeyenlere de zamanı geldiğinde hayat mutlaka öğretecektir..

hayat bu; ''her canlı ölümü tadacak''..

aşk bu; ''her aşk ölümü tadacak'' ..

''ölüme rağmen hayat; aşk ile aşk; hayat ile akıp gidecek'' ..


http://www.dailymotion.com/video/xa36dx_manga-her-aşk-ölümü-tadacak_music


...

18 Şubat 2010 Perşembe

salıncak

















hayatın çıkmaz sokağından,
ruhun düşler sokağına,
sallayıp duruyor hayat biz çocuklarını..


korkma!
keyfini çıkar sallandıkça..
hayat kapı gibi arkamızda,
düşsek de kaldırır nasılsa..




...

15 Şubat 2010 Pazartesi

aşk olsun



















bir gün değil,
her gün aşkın günü olsun..


aşkın tohumlarını her gün ekin düş tarlanıza,
umut ile besleyip inanç ile sulayın..


şarkılar söyleyin aşk tohumunuzun bahçıvanlığını yaparken,
söylemeseniz bile dinleyin..


yeşerdiğinde üzerine basıp geçmeyin,
sevgiyle büyütün..


büyümesinden korkmayın..
bir sarmaşık gibi size sarılmasına izin verin..


gerisi mi,
kendiliğinden gelir,
siz sadece sevin..




...




(Resim: Klimt-Kiss)


...

14 Şubat 2010 Pazar

Narcisse ve Sakura





















goncanın güle dönüşüdür dudağım,
kelebeğin kanat çırpışı gülüşüm,
kiraz çiçeği tomurcuğunun,
dudağımda patlamasıdır öpüşüm…


şiirimin hikayesi;


o gün kiraz çiçeği ile ilgili çok güzel bir şiir okuyup öyle çıkmıştım evden.. yazılarım için gerekli olan bir program cd sini almak üzere avcılar'a gidiyordum..


okuduğum şiir bir türlü bırakmıyordu yakamı ve dönüp dolaşıp geliyordu dilime..


*Narcisse'in suda kendi aksini görüp büyülenmesi ve kendine aşık olması gibi; ben de şiirin etkisiyle otobüsün camına vuran aksime bakıp, kendime vurulup narsistçe gülümseyince, içimdeki şiirin sözleri gitti ve kendi şiirimin sözleri bir bir sıraya dizilmeye başladı..


hemen çantamı açıp kağıt-kalem aradım ama yoktu yanımda.. avcılar'a gidene kadar unutmamak için sürekli tekrar ettim durdum.. bakmazsam unuturum ve uçar gider bu güzel an'ı kayıt altına alacak olan sözler diye sürekli dudaklarımın camdaki aksine bakıp gülümsedim ve tekrar ettim.. tekrar ettikçe gülesim geldi, güldükçe tekrar ettim durdum..


avcılar'a iner inmez kırtasiyeye koştum.. bir kağıt ve bir kalem alıp not ettim dizeleri.. deli gibi kendi kendime gülüp tekrar etmekten kurtulduğum için de derin bir oh çektim..


insan yalnız olunca, hele ki benim gibi duygusal bir kadın yalnız olunca mecburen kendine aşık oluyor.. ve böyle delilikler kaçınılmaz oluyor.. kendine duyduğu aşk karşılıksız kalmıyor ve ilham perileri sarıyor içini..


hem insanın kendini aşkla sevmesi neden delilik olsun ki.. neden ayıp olsun ki.. hiç tanımadığımız birini bulup ölesiye sevmek mübahta, kendimizi sevmek günah mı.. hiç değil bence, hem de hiç değil..


başkalarında gördüğümüz güzelliklere çarpılmak, vurulmak hatta ölmek akıllılık oluyor da kendi güzelliklerimize vurulmak delilik mi oluyor..


oysa her insanın şiir yazılası bir güzelliği, bir özelliği mutlaka vardır..


kiminin gözleri güzeldir, kiminin sözleri,
kiminin sesi, kiminin nefesi,
kiminin saçı, kiminin başı,
kiminin kirpikleri, kiminin kaşı..
kiminin kulakları güzeldir, kiminin şakakları,
kiminin dişleri, kiminin dudakları,
kiminin elleri, kiminin ayakları,
kiminin boynu, kiminin burnu,
kiminin boyu posu, kiminin RUHU..


insan kendini sevmek istesin yeter ki başlayacak güzel bir yerini bulur ve gün gelir kendine ait olan her şeyi sevmekle tamamlar bunu..


bugün sevgililer günü..


sevgilinizi ne kadar çok sevdiğinizi tahmin etmek zor değil.. ben de sevdim zamanında, hem de çok sevdim.. adam gibi değil, kadın gibi ruhumla sevdim.. sevdiğim adamların güzelliklerine çarpıldım, vuruldum hatta öldüm.. onlar benim tarafımdan böyle sevilmeyi haketti de ben kendimi böyle sevmişim çok mu, bu delilik mi.. hiç değil, hem de hiç değil.. az bile.. kendi güzelliklerimi keşfettikçe daha da büyük bir aşkla sevebilmeyi diliyorum kendimi bu aşk ve sevgiye ayrılmış günde..


siz de benim gibi sevdiklerinizin güzelliklerine çarpılıp, vurulup hatta ölüp kendi güzelliklerinizi görmek ve kendinizi aşkla sevmek için çok geç kalmayın.. şiir yazmanız da şart değil, güzelliklerinizi keşfetmeye bir yerden başlamanız yeter..


sevgiyle ve aşkla kalın.. sevgiyle ve aşkla sevin.. önce kendinizi sonra varolan her şeyi..


sevgililer günümüz kutlu olsun..


...


*Narcisse, bir gün av ve yaz sıcağının yorgunluğu ile sakin ve şeffaf bir pınarın başına geldi. Su ayna gibi parlaktı. Narcisse su içmek için eğildi ve berrak suya yansıyan yüzünü gördü. Suda aksini görüp büyülenen Narcisse hareketsiz kalmıştı. Adeta aşkla aksine bakıyordu, hiçbir kuvvet onu ordan ayıramıyordu. Yavaş yavaş, güneşin altındaki buz gibi, renginin solduğunu ve eridiğini gördü. Güneş onu yakarak bitirdiği zaman kızkardeşleri onun için ağladılar ve mezarının üstüne koymak için saçlarını kestiler. Cesedi götürmek için hazırlandıkları vakit, onun yerinde sarı ve beyaz bir çiçek buldular ki bu çiçek onun adını taşıyan nergistir..


neyse ki ben Narcisse kadar abartamadan inmek zorunda kaldım otobüsten.. yoksa kendime bakıp bakıp, şiirimi tekrar edip dura dura eriyip sakura (kiraz çiçeği) olmam hiçten bile değildi..


(RESİM: Pablo PİCASSO - Ayna)




...

13 Şubat 2010 Cumartesi

''sevmekten kim usanır''















sevmeyenlerden kendimizi korumayı başardık da seviyorum diyenlerin sevgisine güvenip kılıçsız, kalkansız, savunmasız, çırılçıplak teslim olduk..


bu yüzden en kapanmaz yaraları da seviyorum diyenlerden aldık..


zaman, an be an, sarıyor en derin yaraları bile..


önce CAN SAĞolsun sonra ZAMAN VARolsun..


sevmekten korkmamalı insan.. sevmekten usanmamalı..


bir şarkıda da der ya;


''sevmekten kim usanır'' diye..


aynen öyle işte..


*Sevmekten kim usanır, tadına doyum olmaz
Hangi gönül uslanır, sevenle oyun olmaz
Kaç kere yemin ettim, kaç gönüle de girdim
Sensiz yapamıyorum, bak yine geri döndüm
İster yüzümü güldür, istersen ağlat beni
Bir gecenin koynundan al, bin geceye at beni..




sevmekten usanmayın.. en çok da kendinizi sevin..




yazıma konuk olan şarkının kime ait olduğunu ararken en sevdiğim şarkıların bestecisinin Teoman ALPAY olduğunu ve ölüm yıldönümünün bugün-13 ŞUBAT olduğunu görünce şaşırdım.. dua istedi derler ya eskiler, onun gibi işte..


şarkısıyla yazıma konuk olup anma istemiş şarkıların üstadı meğerse..


utandım.. çok sevdiğim şarkıların kime ait olduğunu öğrenmekte bu kadar geç kaldığım için utandım..


böylesi bir eşzamanlılıkla öğrendiğim için ise çok mutlu oldum..


her şeyin bir zamanı var, demek ki (eş)zaman bugünmüş..


ruhun şad olsun üstad..


''sevmekten kim usanır'' o ruhu alıp götüren tadına doyumsuz eserlerinizi..


dinlemekten kim usanır..




...




*Sevmekten Kim Usanır ; 
SÖZ : Hikmet Münir EBCİOĞLU
BESTE : Teoman ALPAY




(Resim: 80 yıl öncesi Fransa'ya ait bir kartpostal.)
...

11 Şubat 2010 Perşembe

Toprak Ana



















Karnın yardım kazmayınan, belinen
Yüzün yırttım tırnağınan, elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır..........AŞIK VEYSEL


Annelerin yüreği toprak gibidir.


Çocuklar annelerinin yüreklerini yırtıp kanatsalar da; anneler daima can kırmızı güller yetiştirirler yürek topraklarında ve her fırsatta gülümsemeleriyle sunarlar çocuklarına.


Toprağa adlarının bağışlanıp ''toprak ana'' denilmesi de tesadüf olmasa gerek.


Atalarımız da boşuna söylememiş; ''Ana gibi yar toprak ana gibi diyar olmaz'' diye.


Bu dünyaya doğarken çekilip aradan anamızın kucağına, öbür dünyaya doğarken de toprak ananın kucağına
emanet ediyorsa bizi yaradan şefkatinden sual olunur mu anaların ve toprak ananın..


(Tanrı misafiri gibi ansızın gönül kapımı çalıp beni kendi kendimle konuşturan ruhun şad olsun Aşık Veysel.)


...

7 Şubat 2010 Pazar

Damlalar














Güneş yerini bardaktan boşalırcasına yağan bir yağmura bıraktı.


En sevdiğim benlerimden biri olan yağmur da olanca varlığıyla karşılıyor, kucaklıyordu içinde olduğum otobüsü. Yolculuğun bundan sonraki bölümünde de sıkılmama imkan yoktu. Yağmur ve müzik olduğu sürece ölüm yolculuğu bile sıkmazdı beni. Damlaların cama düşüşüyle yağmurlu bir günde öldüğümü ve müzik ile sonsuzluğa uğurlandığımı hayal etmeye başlamıştım.


Daha da ileri gidip cama vuran damlalar gibi, tabutuma vuran damlaların melodisinin çalan müzikten yükselen notalarla birleştiğini ve ruhumun bu serenadla bedenimi ait olduğu yere uğurlayışının ne kadar haz verici olduğunu içsel olarak deneyimliyordum adeta.


Zaman geldiğinde bedenimi böyle uğurlama seçimini yapıp içimle dışımı bir etmeye daldım yine. Otobüs belki de içinde bulunan bir çoğumuz için bir tabuttu. Sadece bedenlerimizin orda olduğu, zihinlerimizin ya geçmişte ya gelecekte cirit attığı, öldürdüğümüz ruhumuzu ve an’ı taşıyan bir tabut.


Benim zihnim ve ruhum bir olmuş yağmur damlalarıyla oynaşıp onlarla cirit atıyorlardı. Binlerce damlanın içine girip onlarla beraber cama düştükten sonra, o yana bu yana dümen kırıp süzülerek, birbirleriyle yollarını kesiştirerek, kesiştikten sonra kah birleşip kah ayrılarak akıp gidiyordu onların yollarında, onların bildiklerince.


Aynı ruhun bölünüp, binlerce bedenin içine girerek, dünyaya düşmeleri, benleriyle yollarını kesiştirerek, zenginleşip çoğalarak yaşamda süzülmeleri, yağmur damlalarıyla açık ve net, berrak ve şeffaf olarak tezahür ediyordu gözümün önünde. Düşen her bir damla farklı akıyordu, her bir damlada kısacık da olsa farklı bir hayat şekilleniyordu.


Kendimi unutmuş, akıp giden her bir damlanın içine girmiş ve camdan aşağı süzülüp süzülüp dururken, yağmurdan ilham alıp yazdığım bir şiirim, yağmurdan yüz bulmuş ve beni ziyaretime gelmiş, içimde gezinip durmaya başlamıştı.




sen,
kendi hiçliğimde
kaybolmak üzereyken ben,
güz yağmuruyla geldin bana...


dudakların gibi ıslak,
nefesin gibi ılık,
ruhun gibi ince ince,
aşkın gibi bardaktan boşalırcasına,
yağ avuçlarıma...




...




(Yağmurdan yüz bulup sayfamı ziyarete gelen ''Kendime Yolculuk'' adlı dizi yazımdan bir kesit..)




...

5 Şubat 2010 Cuma

''ah bu şarkıların gözü kör olsun''




















''ah bu şarkıların gözü kör olsun''




zaman hem silgidir hem yazgı..


eskileri silerken yenilerini de yazar bir yandan..


ya da yenilerini yazmak için silip düzeltmesi grekiyordur önce eskileri..


zaman bu işte.. bir elinde silgi bir elinde kalem neyi silip neyi yazacağını bilen bir öğretmen..


gün olur asude bir şarkıda silinip giden anılar gösterir kendini..


gün olur biliyormuş gibi yazılan yeni bir yazgıyı mırıldanır eski şarkılar..


kimi zamanın tanığıdır şarkılar kimi sanığı..


kimi de yürek yanığı..


bir şarkı da der ya hani;


''ah bu şarkıların gözü kör olsun''


zaman silerken bir yandan, kör olası şarkılar kucak açıp toplamıştır zamanın silmeye çalıştıklarını..


ben yine de;


''kör olasın demiyorum, kör olmada gör beni''...


...


(ah bu şarkıların gözü kör olsun - avni anıl)


(kör olasın demiyorum kör olma da gör beni - hasan hüseyin korkmazgil)


(teşekkürler avni anıl.. teşekkürler hasan hüseyin korkmazgil)




...

4 Şubat 2010 Perşembe

gece ve ben















gün geceye dönüyor..


günün ışığı yerini gecenin ışıklarına bırakacak birazdan..
gecenin ışıkları yalnızlığıma tanıklık eden gözler gibi ışıldamaya başlayacak..
ışıl ışıl binlerce göz yalnızlığımı paylaşmak ister gibi gözümün içine bakacak..
varlıklarına şükrederek gülümseyeceğim ben de onlara ışıldayan gözlerimle..
göz göze olacağım yine beni asla yalnız bırakmayan gecenin gözleri yıldızlarla..
belli mi olur,
gece ay dudağıyla uzanır yanağımdan öper,
esmer ve şefkatli elleriyle ellerimden bile tutar belki,
ben izin verirsem...


verdim gitti yahu...




...

3 Şubat 2010 Çarşamba

Hoş Dünyam















Yarım somunun var mı ? Bir de ufak evin.
Kimsenin kulu kölesi değil misin?
Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya.
Keyfine bak; en hoş dünyası olan sensin.....ÖMER HAYYAM




Bilmeyen yoktur sanırım artık. Yağmuru çok seviyorum..


Sabah yattığım yerden yağmuru ve rüzgarı dinledim uzunca bir süre. Kızlarda burda olmayınca evin içinde daha bir duyulur oluyor doğanın sesi. Daha bir sokuluyor ruhuma su tanelerinin pıtırtısı, yaprakların hışırtısı.


Gözümü açar açmaz önce yatağıma hatta koynuma sokuldular ve sevgilisine doyamayan aşık gibi esir aldılar beni yatağımda. Bu da yetmedi koynumdan ruhuma sızdılar hışır hışır, aktılar pıtır pıtır.


Biraz da bu güzelliği salonumdaki büyük penceremden görsel olarak yaşama isteğiyle saat 11' e geliyorken ancak çıkabildim yataktan.


Sanki bu an'ı tamamlamak için facebooka MUCİZE ENERJİ tarafından eklenmiş meditasyon müzikleri de fon olunca bu tabloya değmeyin keyfime işte.


Bir buçuk saat sürmüş bu müziklerin bitmesi ve ruhum öylesine doymuş ki saat 12'yi geçmişti ben acıktığımı hissettiğimde.


Aralıklarla kar da atıştırmaya başlayınca kızarmış ekmekli bir kahvaltıyla kara eşlik etmek geldi içimden.


Çayım demlenip ekmekler kızarıncaya kadar orta sehpamı dışarının görüntüsünü en iyi veren açıya doğru hizaladım. Elim bir ara tv kumandasına uzandıysa da ''hayır hayır'' dedi ruhum, ''dışardaki manzarayı izlemek için yaptın ya bu hazırlığı.''


Ruhumu dinledim, kızarmış ekmeklerin ağzımdaki çıtırtısıydı bu kez müziğim ve penceremdeki görüntüydü videom.
Ve bergamot kokulu çayımın sıcaklığıydı ellerimden ruhuma sızan.


İçimdeki ve dışımdaki bu sıcaklıkla hayata şükrettim.


Bir çok insana dokunamadan geçip giden hayatın kocaman güzelliklerine rağmen, en küçük güzelliklerin bile ruhuma işlemesini sağlayacak kadar ruhumu açan yaşanmışlıklarıma şükrettim.


Şükrederken radyo metinlerini yazdığım bir arkadaşıma programında okuması için yazıp gönderdiğim bir dörtlük düştü aklıma. Tam da bugünkü ruhumun aynasıydı o dörtlük ama ne kadar uğraştıysam tam olarak gelmedi bir türlü dilime.


Açtım ve buldum e-postalarımın arasından. Baktım ki Ömer Hayyam'ınmış.


Ömer Hayyam'ın o dörtlüğüdür bu yazının böylesi akmasına sebep olan. Başka da hiç bir görünen sebebi yoktur derken ben, ruhum da laf yetiştiriyor bana içimdeki sesle.


Diyor ki; ''Kendini güzelliklere açan şair ruhundur sebep
Ve ruhuna ayna olan Ömer Hayyam'ın kendi küçük anlamı kocaman şiiridir.''

Yarım somunun var mı? Bir de ufak evin.
Kimsenin kulu kölesi değil misin?
Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya.
Keyfine bak; en hoş dünyası olan sensin.....ÖMER HAYYAM


Somunum tam, evim kocaman,
Kimsenin kulu kölesi de değilim, kimsenin sırtında da değilim..
Kendi şefkatli kucağımda, huzurlu ocağımda,
Kendime sunduğum sevgimin sıcağındayım...


Senin de katkınla en hoş ve keyifli dünya benimkiydi bugün üstad..


Hepimizinki öyle aslında yeter ki herkes benim gibi bunun farkında olsun...




...

2 Şubat 2010 Salı

içimdeki çocuk














perşembeden beri dışımdaki çocuklar yok..


biri sömestrdan dolayı babasında..


biri de Nebahat'in hakkını vermek üzere dizi setinde..


onlar gittiğinden beri içimdeki çocuğu şımartıyorum ben de..


kendime bir ilgi bir sevgi ki sormayın


(hepsini yazmak istemiyorum kıskanırlar yoksa)..


elmalı ve tarçınlı kek yaptım bugün mesela..


üzerinden çatlamış ve içinden yanardağ gibi püskürmüş adeta..


yok böyle bir güzellik..


kekin en ortasını ve en püsküren dilimlerini yiyeceğim ilk önce..


dışımdaki çocuklardan içimdeki çocuğa hep kenarları kalıyor onlar burda olduğu zaman..




aklım kekte.. çayım da hazır.. bana müsaade..




siz en son ne yaptınız içinizdeki çocuğu şımartmak için...


yapmadıysanız hemen kalkın ve küçük de olsa bir şeyler yapın..


dışınızdaki çocuklar kadar o da aynı ilgiyi ve sevgiyi, kekin en güzel yerini, haketmiyor mu ?




...