18 Mart 2010 Perşembe

"Toprak ve Işık"




















Kardeşinin doğacağını öğrendiğinden beri aklı hep babasının evinde duran küçük kız, kardeşi doğduktan sonra annesinin evine hiç sığamaz olmuştu. Aklında ve dilinde hep babası ve yeni doğan erkek kardeşi duruyordu. Babasının ısrarlarına ve küçük kızın bu parçalanmışlığına dayanamayan annesi, yaz tatilinin tamamını babasının yanında geçirmesi için izin vermişti küçük kıza.


Her sabah; “Okulun bitmesine kaç gün kaldı.” diyerek açıyordu gözlerini küçük kız.

Bir sabah, “Hani sen benim hayat arkadaşımdın, şimdi neden beni yalnız bırakıp gitmeyi bu kadar çok istiyorsun.” dedi annesi küçük kıza.


“Yalnız bırakmıyorum, nana var ya anne. Ona sarılıp yatarsın, onunla oynarsın, yürüyemiyor da zaten o, seni bırakıp hiçbir yere gidemez” dedi küçük kız.


Gözlerinden yaşlar süzüldü kadının, aklı darmadağın oldu birden ama yüreği sapasağlamdı.


Hayat annenin şefkatine ve küçük kızın içindeki kocaman güce güveniyordu.


Biliyordu ki, küçük kızın içindeki hayat tohumu önce babasının çiftlik evindeki zengin mineralli kara toprağa ekilmeliydi. Toprağın derin karanlıklarında filizlendiğinde ise annesinin göğ(s)ünden sızan ışık huzmeleriyle beslenebilmek için toprağın karnını küçücük yüreğinin kocaman gücüyle yırtıp, bugün babasına koştuğu gibi o gün geldiğinde de annesine koşacaktı.

Kendisini nana adını koyduğu bez bebeğine emanet eden ve gözü arkada kalmayan küçük kızı gibi, o da küçük kızını derin karanlığına rağmen bereketinden emin olduğu topraklara emanet edecekti ve gözü asla arkada kalmayacaktı.


Hayatın akışına, kızının gidişine, yüreğinin izin verişine teslim olacaktı.


Her tohum kendi toprağında filizlenir, kendi göğ(s)ündeki güneş ışığıyla beslenir, çiçeklenir, meyve verir.


Kendi topraklarınızı küçümsemeyin, tohumunuzu seve seve kendi toprağınızın derin karanlıklarına gömün ve filizleninceye kadar sabredin. Filizlendikten sonra kendi göğ(s)ünüzdeki ışıkla oldurun, olgunlaştırın.


Kızımın koşa koşa gidip kendi tohumunu ekmek için can attığı karanlık topraklara küfretmektense kendi ışığımı parlatmayı yeğliyorum ben.


Siz de kendi topraklarınızın karanlığına küfretmekle zaman kaybedeceğinize kendi ışığınızı yakmak ve yaktıysanız daha da parlatmak için çaba sarfedin.


...

10 Mart 2010 Çarşamba

9 Mart 2010 Salı

Gönlümden Geçen Her Şey Bana Gelir


















"çok mutluyum.. aramadan buldum yine..
aramadan buldurana, gönlümden geçeni ayağıma kadar getirene şükürler olsun..
öyleyse bir kez daha can-ı gönülden;
GÖNLÜMDEN GEÇEN HER ŞEY BANA GELİR.."


...

sadaka


















istemem, üstü kalsın
başımın gözümün sadakası ol
benden sonrakilere...


...

7 Mart 2010 Pazar

Gözbebeklerini



















Gözbebeklerini;
Göz/ün gördüğünden ötedir yaşam
Be/yaz bir martıdır kiminde yeri göğü birleştiren
Bek/leneni kanat kanat getiren
Le/ş kargasıdır kiminde bitmişi iyice bitiren
Ri/vayet odur ki yaratan sensin kendinden kendini
Ni/hayet  O’dur ki kızıl doğumun sancısıyla sonuna kadar açan
Gözbebeklerini...


...

6 Mart 2010 Cumartesi

Adem ve Adam



















Adam olamadın,
Adem oldun,
Yasak bedene yumuldun,
Cennetimden kovuldun...


...

2 Mart 2010 Salı

Hayatın İçinden Bir An/tenci



















Akşam için misafir bekliyordum. Çayın yanına bir şeyler almak üzere dışarı çıkmıştım ki kapıda, bir gün önce görüşüp, haftasonu çanak anten montajı yapmak üzere anlaştığımız elektronikçinin arabasını gördüm…


"Hayırdır bugün mü yapacaksınız montajı" dedim.


Beni tanımadı önce. Aptal aptal baktı suratıma...


"Kusura bakmayın dün beyaz giymiştiniz bugün siyah o yüzden tanıyamadım. Anteni getirdim önce test edeceğim, olursa başka bir gün gelip montajını yapacağım" dedi.


Biraz beklemesini söyledim ve alacaklarımı alıp hemen döndüm.


Balkona geçti antenci. Öyle yaptı böyle yaptı. Balkonun her milimetre karesini denedi.


"Olmuyor , çıraklık yapar mısınız bana biraz, çanağı yukarı kaldırmam lazım da" dedi.


"Elbette" dedim.


Küçük kara kutu gibi bir şey vardı elinde onu bana verdi.


"Hemen yoruldum demek yok ama" dedi.


Sustum ve sadece gülümsedim. İçimdeki bilge susmadı; "Sen beni hanım evladı mı sandın, sabaha kadar böyle durabilirim ama bu pis kokuna nasıl tahammül ederim bilmem" deyip içten içe söylenip durdu.


Kokusunu içime çekmemek için nefesimi tuttum. Bayılmak üzereydim ki en üst kattaki komşu balkondan seslendi.


"Antenci mi o? Bizim antene de gelip bir baksın" dedi.


İçimdeki bilge; "Şükürler olsun, kurtuldum" dedi.


"Böylede olmuyor daha büyük bir çanak takılması lazım. Yarın daha büyük bir çanakla tekrar deneriz" dedi ve üst kattaki komşuya çıktı.


İçimdeki bilge; "Yıkanır paklanır öyle gelirsin inşallah" dedi...


Beni tanımamakta haklıydı, ne zaman gelse beni kokana kadar aynı giysilerle, beyaz eşofmanlarımla bulacağını sandı elbette.


"Keşke bütün erkeklerin böyle kötü koktuğunu düşünsem. Kötü kokuyorlar işte olabildiği kadar senden uzak olsunlar deyip bilinçaltıma kodlama yapsam. Bu da yetmezse daha da ileri gidip antenciden kazağını istesem, koklayıp koklayıp kussam. Aşka aşık beni aşktan soğutup, erkekler kusturur diye bir de böyle kodlasam. Ve neden istediğim gibi bir aşk yaratamadım diye düşünmekten kurtulsam. Aşk denen meseleyi böylece kökünden halledip huzura ersem" derken yakaladım içimdeki bilgeyi.


"Bunları da nerden çıkardın şimdi utanmaz, yakışıyor mu hiç" deyip susturdum hemen onu..


Bu işin gülmece kısmı elbette..


Teknik servis işiyle hatta evlere her türlü servis işiyle uğraşıp, hem kendi işlerini hem bizim işlerimizi yapabilmek için evlerimize girmek zorunda olan elemanlar temizliklerine özen göstermeliler.


Temizliğin zenginlikle fakirlikle hiç bir ilgisi yok. Bir kalıp sabun ve su, bir insanın kendini temiz tutması ve mis gibi kokması için yeter de artar bile. Temiz olmayı, mis gibi kokmayı istemek lazım önce. İsteyince insan bir yolunu bulur, yoktan yaratır layık olduğu görüntüyü ve hali.


Temiz olmak en çok da kendini sevmekle ilgili. Kendini seven insan, temizliği ve misler gibi kokmayı kendine çok görmez. Üstünü-başını-saçını düzeltmeden, kendi halinden, kendi kokusundan önce kendisi memnun olmadan dışarı adımını atmaz, atamaz..


Hiç kimseyi rahatsız etmeyen hoş ve düzgün bir görüntü ve misler gibi bir koku, insanın önce kendine sonra çevresindeki diğer insanlara karşı saygılı olduğunun göstergesidir.


Parasızlığı bahane etmeye kalkmasın hiç kimse, İSTEMEK YETER...


Antenciden özür diliyorum; bu yazıyı okuyup anten montajı yapmaktan vazgeçtiyse de haklıdır. Ama yalanım yok.


Vazgeçti...Kokusuna rağmen bekledim bekledim gelmedi..


İyi ki de gelmemiş evimi satılığa çıkardığım için çanak anten takmaya da gerek kalmadı...


Yeni eve yeni ve pirupak bir antenci nasip olur inşallah...


Pirupak günler diliyorum hepimize..




...