31 Mayıs 2010 Pazartesi

26 Mayıs 2010 Çarşamba

"Kadın ve Adam"
















"Biliyor musun" dedi kadın..

"Hülyalarımda kaç kez yüzüne düşen saçlarını incitmekten çekinerek kaldırıp, usulca öpüyorum alnından.. Alnındaki ışıktan, seni ışığa dönüştüren alın yazından.."

Sustu adam.. "İşte gerçeğindeyim, saçlarım, alnım ve bütün varlığım senindir.." der gibi baktı..

Kadın bin tekrar yaptığı hülyasını ustaca gerçeğe dönüştürdü.. Kutsal bir ayin töreninde, bir ritüeli yerine getirirmiş gibi özenle ve usulca öptü adamı alnından..

Adamın alnındaki ışık, ateş olup yaktı değdiği dudakları..

"Su" dedi kadın..
"Sus" dedi adam..
Islak ve nemli dudağıyla can suyu oldu kadının dudağına..

Yanıp kül olmak üzereyken, bir bülbülü içinde saklayan güle dönüştü kadının dudağı..

Gül açıldı, bülbül dile geldi, söndürdüğünü sandığı ateş adamı yaktı..

"Su" da demedi, "sus" da demedi adam..

Kadını uyandırmak istemedi..

"Su" dedi kadın dili, damağı ve içi yanarak.. El yordamıyla başucundaki suya uzandı.. Uyandı ve bir kez daha bir bardak su içti hülyasının üzerine..

HU'L YA

21 Mayıs 2010 Cuma

"buğu"















gözler buğulandı önce
sonra kalpler
sonra ten..
en son cama vurdu
aşkın buğusu
yaşanıyorken nefes nefese
aşkın ikili büyüsü..

"HU'L YA

13 Mayıs 2010 Perşembe

"düş ve gerçek"





"gecenin içinde bir kadın,
kadının içinde bir düş,
düşün içinde bir adam,
adamın içinde bir gerçek..

yürüyor kendine adam,
kadının düşünden gelip geçecek.."


HU'L YA

Resim : Salvador DALİ

12 Mayıs 2010 Çarşamba

"dilenci"



















"dilek ağacımsın;
kördüğümle bağlanıp sana
aşkını dile/n/mek istediğim.."




"HU'L YA"

10 Mayıs 2010 Pazartesi

"tiryaki"

















gece, demlenirken ayışığında,
gece tiryakisi bir kadın doğar içimde
gün doğarken aşırı dozdan ölür.."




"HU'L YA"

"kıvılcım"















"bir kıvılcımdı bakışların;
alev almaya hazır yüreğime sıçrayan"

"HU'L YA"

8 Mayıs 2010 Cumartesi

"anne/m"

















yüreğin, kapısı kapanmayan ocağım,
kucağın, her daim salıncağım,
oynamak istediğimde oyuncağım,
konuşmak istediğimde dert ortağımsın..



uzanamadığımda elim,
dokunamadığımda tenim,
tutunamadığımda dalım,
ağzım yandığında balımsın..




göremediğimde gözüm,
söyleyemediğimde sözüm,
duyamadığımda özüm,
senden yansıyan yüzümsün..




bir ömür benimdir gecen, gündüzün,
günahlarımla, sevaplarımla sığdığımdır,
her halimle sığındığımdır can özün,
yüreğinle görürsün yetmez iki gözün..




"annem dediğimsin işte, yoktur başka sözüm"




"HU'L YA"




FOTOĞRAF : Anne ve Kızları - Nuri Bilge CEYLAN

6 Mayıs 2010 Perşembe

"Hıdrellez Dileği/m"

"Hıdrellez Dileği/m"

"Neyi seviyorsam rahat rahat sevebilen,
neyi düşünüyorsam rahat rahat söyleyebilen,
neyi yaşamak istiyorsam dibine kadar yaşayabilen olmak istiyorum."

"Kendime yakıştığı gibi yaşamayı,
kendimi sevebileceğim seçimler yapabilmeyi,
kendim gibi, içimden geldiği gibi, kendime özel biri olabilmeyi
ve bunun için gereken cesarete ve güce sahip olabilmeyi diliyorum.."

"Yaşadıkça büyüyen, bilinen en görkemli sarayları bile gölgede bırakan bir GÖNÜL EVİne sahip olabilmeyi,
ayaklarımı yerden kesen, beni bana son sürat götüren AŞKın yüreğimden eksik olmamasını diliyorum.."

"Yürek cebim, yeşil yeşil, SEVGİ ve ŞEFKAT tomarlarıyla dolsun, taşsın istiyorum.."



HU'L YA

5 Mayıs 2010 Çarşamba

"Hayattan Bir An - Atatürk ve Aşk"




















"Atatürk ve aşk"

odasında olan küçük kızım birden çıktı, salona benim yanıma gelip "annee, sen kime aşıksın" dedi..

ben de bir kaç dakika önce, Facebook"ta, Barbaros Şansal"ın etiketlendiği fotoğraflarda, beyaz gömleğinin üzerine taktığı, siyah üzerine beyazla Atatürk"ün imzasını taşıyan kravatına bayılmıştım ve "bir sevgilim ya da bir oğlum olsaydı kesinlikle ona böyle bir kravat alırdım" diye düşünmüştüm..

"düşüncemi okudu yine bu çocuk," diye geçirip içimden "Atatürk"e aşığım ben" dedim..

"herkes mi ona aşık, onu neden bu kadar çok seviyor herkes" dedi..

"herkes onu aşkla sevmeli, çünkü o vatanını ve milletini aşkla sevdi, içindeki aşk dolu sevgisinin gücüyle kurtardı vatanını ve milletini" dedim..

23 Nisan"da ezberlediği şiirle bağlantıyı kurdu hemen ve "şiirimdeki gibi" deyip, şiirinin bir kıtasını okudu..

"Biz dünyaya gelmeden

Her yeri düşman almış.
Atatürk düşmanları,
Yurdumuzdan çıkarmış."

aferin benim kızıma, çok akıllı, nasıl da unutmamış, hemen hatırladı şiirini.." dedim..

sevinerek kaçtı odasına.. bir kaç dakika sonra yine çıktı ve "ben de mısır gevreğine aşığım anne.." dedi..

der demez, bir kahkaha fışkırdı ki içimden anlatamam, evimin duvarları çınladı mi desem inledi mi desem bilemiyorum.. sürekli ağlayacak değilim ya, değil mi..

beni duygulandıran şeyler yaptığında hep söylediğim gibi "seni bana verene canım feda" dedim.. şımardı, sarıldık, öpüştük falan, mısır gevreği ile kaldıkları yerden aşklarına devam etmek üzere hemen kaçtı odasına.. 

hem güldüm, hem düşündüm, hem çocuklarımı bana verene aşk ile binlerce şükrettim..

çocuklar, dünyanın en güzel varlıkları ve son nesil fena halde zeki, algıları düşüncelerimizi okuyabilecek kadar açık.. ben kendi çocuklarıma baktıkça, dünyanın geleceğinden ve çocuklarımın geleceğinden çok fena umutlanıyorum..

"umudun meyvesi çocuklarımı bana verene bir kez daha binlerce şükürler olsun.."

Atatürk"e aşık olanlar için aşk ile kravatları da araştırdım ve buldum belki alıp takmak isteyen "Atatürk aşıkları" olabilir diye.. aynısını bulamadım, aynısı olmasın zaten, Barbaros Şansal"ın ki ona özel kalsın.. çok kendine özel bir şahsiyet kendisi çünkü..

ben sadece resmini yayınlıyorum, almak isteyen araştırıp bulacaktır zaten..

elbette öncelikli hedefimiz O"nu beyinlerimizde taşımaktır.. ne demişti içimdeki Atatürk,

"ÇOCUKLARIM.. İLK HEDEFİNİZ BENİ BEYİNLERİNİZDE TAŞIMAKTIR.. İÇERİ.."

"Atatürk"e ve O"nu beyinlerinde taşıyıp aşk ile sevenlere, benden de aşk ile sevgiler.."

...

"HU'L YA"



"dut pestili"




















"dut pestili"

"anneannem, meyveler kurutur ve bir de pestil yapardı çocukluğumuzda.. bayılırdım onun kurutulmuş meyvelerine ve pestillerine..

yok olan çoğu güzellik gibi, sonraları o da yapmaz oldu ev yapımı, o canım yemişleri.. eriklerin mi tadı bozuldu yoksa etrafındaki insanların mı damak tadı bozuldu, yaptıkları yenmez mi oldu da vazgeçti yapmaktan bilemiyorum..

o tatlardan uzun bir süre vazgeçemedim ben, her yıl "belki bu yıl yapar da yeriz" diye bekledim yapmasını ve ben de unuttum sonra o tatları herkes gibi..

bilemedik o zaman, dışımızda yok olan eski güzellikler ve tatlar, içimizdeki eski güzelliklerin ve tatların yok oluşuymuş meğer..

şimdi, o eski güzellikleri ve insani tatları içimde yeniden uyandırdıkça, dışımda da yerini bulmaya başladılar birer birer..

dut pestili keşfettim bir markette ve sabah kahvemin yanına sık sık alıp, hem içimdeki hem dışımdaki eski güzellikleri ve tatları yadediyorum..

yerken gözlerimi kapayıp çocukluğuma yaptığım yolculukla, pestilin dilimi damağımı aşıp mideme yaptığı yolculuk birleşince tadına doyulmaz bir bütünlük yaşıyorum..

hele bir de ruh-u keman ve ruh-u tamam müziklerim eşlik ediyorsa OL'ana, AN'ın içinde eriyip kayboluyorum..

"kâinatin midesinde eriyip kaybolan, önce HİÇ olup sonra HEP’e karışan bir parça dut pestiliyim şimdi.."

...

HU'L YA

..

4 Mayıs 2010 Salı

"davet"
















"gözlerimde aşk var
sözlerimde davet
öyle içimdesin ki
ister bitir ister devam et.."

...

HU'L YA

...

3 Mayıs 2010 Pazartesi

"Hayattan Bir An / Sabah Cıvıltılarım"















"Sabah Cıvıltılarım"


Sabah, sahildeki spor alanında spor yaparken bir yandan da denizi, gökyüzünü ve kuşları izliyordum. İzlemeye doyamayacağım ilk üçüm onlar benim.


Bir martı geldi ve denizi kuşbakışı defalarca tavaf etti. Nasıl huzurlu, nasıl dingin sözcüklerle anlatmam mümkün değil. Besbelli denizin dinginliği ve huzuruydu ona yansıyan.


Martı deniz oldu, deniz martı, ben ise hem deniz hem martı.


Martı olup içimdeki okyanusu tavafa koyuldum. Dingin, huzurlu döndüm durdum defalarca göğ(s)ümde.


Gelmişken içimdeki şeytanı da taşlamadan dışarı dönmeyeyim bari deyip şeytanıma doğru uçtum. Baktım uslu uslu seyre dalmış âlemi, şeytanlık falan yaptığı yok, sevilesi bir uslulukta ve teslimiyette.


"Hep böyle uslu ve sevilesi ol, sakın eskisi gibi şeytanlık yapıp hayatımı zehir etme, edersen seni taşlamaktan geri durmam, biliyorsun değil mi." dedim.


"Biliyorum" der gibi yine uslu uslu başını salladı.


"Hayatımı zehir edecek şeytanlıklarına izin yok, ama çocuklarımın şeytanlıkları gibi, hayatıma tat katacak küçük şeytanlıklarına izin var." dedim.


Çocuklarım gibi sevindi. Sevgi sözcüklerimle taşlayıp onu uçtum dışarı.


Alemi seyre dalarak kordondan evime doğru yürümeye başladım. Kordonboyundaki kafelerin bir kısmından içinde bulunanların ruhunu yansıtan müzikler yükseliyordu.


"Elbet bir gün buluşacağız" diyordu Zeki Müren ilk kafeden yükselen müzik eşliğinde. Ruhum hemen müziğe ve sözlere uyarlayıp kendi frekansını, çok sevdiğim ama öte aleme göçmüş olan üstadlara bir kez daha; "Elbet bir gün buluşacağız, sizin kadar büyüyüp bir üstad olabilmek için bu dünyadayım. Bunu başaracağım ve elbet bir gün buluşacağız." dedim gülümseyerek ve onlarla buluşmuş kadar büyük bir keyifle yürüdüm.


Başka bir kafenin önünden geçerken Ceylan’ın "Hamido kurban" dediğini duyar duymaz kulaklarım da ruhum da kendi kendini kapattı ve gerisini ne duyabildim ne de içimde hissedebildim. Daha fazlasını benden uzak tutan kulaklarıma ve ruhuma şükürler ederek yürümeye başladım.


"Böyle güzel bir günde hayata kurban olmak varken elin Hamido’suna kurban olamayacağım be Ceylan, lütfen kusuruma bakma." deyip koşar adımlarla ve arkamdan iten bir güçle uzaklaştım o civardan.


Henüz açık olmayan ve müzik çalmayan bir kaç kafenin önünden geçtikten sonra bir başka kafeden de Hadise’nin "stir me up - kışkırt beni" diyen sesi gümbürdeyen müzik eşliğinde dışarı yayılıyordu.


Günün ve güneşin ışıltısı beni yeterince kışkırtmıştı zaten, bir de müziğin içime içime güm güm vuruşları, ruhumu ve bedenimi dansa kışkırtıyordu. Adımlarımı müziğin vuruşlarına uydurup dans eder gibi ahenkle uça uça yürüdüm.


Müziği çoktan duymaz olmuştum ama içimdeki müziğin coşkulu vuruşlarıyla ve dans eder adımlarla evime kadar geldim.


Bu coşkuyu sevdiğim iki müzik adamının ruh-u keman ve ruh-u tamam müzikleriyle kahve eşliğinde tamamladım. Tamamlandım.


Size de, sabah cıvıltılarım aracılığı ile, kendinizi tamamlayan güzelliklerle bir ve bütün olduğunuz, tamamlandığınız, bir gün ve bir yaşam diliyorum...






...

2 Mayıs 2010 Pazar

"su gibi"


















"su gibi akıyor hayat;
gözyaşlarımı da önüne katarak"

...

HU'L YA

...

"bahar"
















gözlerimde bahar var
sözlerimde bal
aşk benim içimde
sen ister git ister kal...


...


HU'L YA

...