28 Haziran 2010 Pazartesi

"Bir Kedim Bile Yok.. Anlıyor Musun.."



















"Bir Kedim Bile Yok.. Anlıyor Musun.."


Olsaydı keşke, hem de şöyle en sevdiğim iki rengin karışımı, siyah beyaz, alacalı bulacalı olanından.
Bir kedim bile yok, anlıyor musun..
Olsaydı keşke, dilediğinde gelseydi, dilediğince kalsaydı, dilediğinde yine gitseydi.
Beni de özlemeseydi hani..

"Ama sevseydi beni.."

Ben onu özledim diye lutfedip gelseydi.
Benim de olmasaydı hani..

"Ama sevseydi beni.."

Ben onun olsaydım.
Ben onunmuşum gibi, teklifsiz, davetsiz çıkıp gelseydi ara sıra.
Gönül evimin salonundaki yumuşak mindere uzansaydı.
Beni unutup etrafa dalsaydı gözleri hani..

 "Ama sevseydi beni."

Benim gözlerim de ona dalsaydı, nefesimle nefesine, yürek sesimle yürek sesine ritim tutsaydım.
O keyifle mırıldanmasaydı hani..

"Ama sevseydi beni."

Ben de mırıldanmayıp sadece yüreğinin sesini dinleseydim ve yürek sesimle karşılık verseydim.
Dinlemeseydi hani..

"Ama sevseydi beni."

Ben onun sessizliğinden yayılan bütün seslerini dinleseydim.
Bir kedim bile yok, anlıyor musun.
Olsaydı da bana dokunmasaydı hani..

"Ama sevseydi beni."

Ben ona dokunsaydım, tırmalanmayı bile göze alarak.
Tırmaladığında yaramı umursamasaydı hani..

"Ama sevseydi beni."

Ben onun tenindeki ve tinindeki bütün yaraları umursayıp merhem olsaydım.
Bir kedim bile yok, anlıyor musun..

Bir kedim bile yok, derken yalan söyledim, biliyor musun.

Arka bahçede var aslında, hem de üç tane. Onlar peşime takıldıkça ben onları uzaklaştırıyorum kendimden.
Balkondan yiyecek atıp besliyorum sadece ve uzaktan seviyorum onları.
İkisi tekir, biri çok sevdiğim gece gibi simsiyah, adını da gece koydum bu yüzden.
Gece geliyor o bana çünkü.
Gecenin çam kokulu taze nefesini solumak için penceremi açıp önündeki kanapeye uzandığımda, penceremin önündeki çam ağacına tırmanıp beni izliyor. Nefesini nefesime, yürek sesini yürek sesime uydurarak hem de.
Yürek sesimin değişmesinden hissediyorum hemen gelip beni izlediğini.
Korkuyorum pencereden içeri atlayıp yüzüme gözüme düşecek diye, ayağı kaysa yüzümde ve gözgöze olmamız an meselesi çünkü.
Kapatıyorum bu yüzden hemen penceremi. Ben kapatır kapatmaz suçlu gibi iniyor hızla ağaçtan, son kez onu uğurlayıp uğurlamadığımı görmek için bakıyor bana ve sonra kayboluyor gözden.

Bir kedim var, biliyor musun.

Ben onu sahiplenmesem de, o beni sahiplenip kendisinin sayan. Beni gözetir, korur gibi sevgiyle izleyen.
Korkmasam keşke ondan, kapatmasam penceremi, atlasa içeri, yüzümü gözümü çizme pahasına izin verebilsem.

Bir kedim var, biliyor musun.

Ben onu umursamasam da, beni umursayan, karşılık beklemeden seven ve benden vazgeçmeyen.

Korkmasam da gecenin siyahına düşen ay gibi, siyah tüylerine düşse beyaz ellerim, bembeyaz sevgimi akıtabilsem simsiyah tüylerinden ta yüreğinin derinliklerine kadar. Karışsa onun siyahı ile benim beyazım ve alacaya boyansa..

Bir kedim daha var, biliyor musun.

Rüyalarımda bir aziz şefkatiyle uyurken beni izleyen, ama o başka anlıyor musun, başka..
O bambaşka, o rüyalarımda saklı ve bana kalsın..

Bir değil bir çok kedimiz var, ama biz de kediler kadar yürek yok, anlıyor musun..
Anlıyorsan da anlamıyorsan da boşver..
Hadi gülümse..

Gülümse, hadi gülümse bulutlar gitsin
Yoksa ben nasıl yenilenirim hadi gülümse
Belki şehre bir film gelir
Bir güzel orman olur yazılarda
İklim değişir akdeniz olur gülümse...
Tut ki karnım acıktı anneme kustum
Tüm şehir bana kustu...
Bir kedim bile yok anlıyor musun
Hadi gülümse...
Sazlarım vardı ırmaklarım vardı
Çakıl taşlarım vardı benim
Ama sen başkasın anlıyor musun
Başkasın... (Sezen AKSU)

HU'LYA

(Haziran 2010)


25 Haziran 2010 Cuma

"dörtlük"
























"ağlayan kadınları sevmiyorsan,
gözlerimin ıslak kuytularına saklan..
korkarım seni gözyaşlarımın önüne katmaktan,
ne kadar acıtsan da ağlayamam.."

"HU'L YA"

8 Haziran 2010 Salı