27 Ağustos 2010 Cuma

25 Ağustos 2010 Çarşamba

"Razılık Makamı"




















Razılık Makamı

Yine mi rüzgâr, yine mi serin ve derin okşayan esintiler.. Hamdolsun..

Yine mi hoş ve loş bir gün. Böyle günlerde oturur razılık makamına ve hiç kalkmak istemez ruhum.

Siyah beyaz kuşlarım alır kanatlarına, kar beyazı, pamuk yumuşağı bir bulutun üzerine bırakıverirler beni.

Rüzgâr aheste çeker bulutları ve arşınlar arsız ruhum gökkubbenin masmavi tavanını.

Ruhumun razılık makamı; uzandığımda masmavi gökkubbeden ve her dem yemyeşil çam ağacımdan başka hiç bir dünyasal maddenin masmavi gözlerimi kirletemediği, salonumun en geniş penceresi önünde bulunan üçlü kanepem.

Oraya uzanıp penceremi açtığımda; dünya yansa ruhum yanmaz, gökkubbe buz olup üzerime yağsa bedenim donmaz.

En çok ve en önce gökkubbeden razı olurum burda, sonra siyah beyaz kuşlardan, sonra rüzgâra teslim olup efil efil dans eden çam ağacımdan. Akşamın karanlığı çökmeye başladığında Tanrı'nın gözüme tuttuğu bir el feneri gibi, tam göz hizamda parlayan Venüs'ten. Ruhumun eşi; kimi hilal, kimi yarım, kimi tam Ay'dan, gecenin ışıldayan gözleri yıldızlardan.

Ve beni razılık makamına layık gören yüce yaradandan.

Ve elbette insanlardan. En çok en kötülerinden, beni en çok onlar taşıdı razılık makamına giden yolda. Kötüsü olmayanın iyisi de olmayacağını onlar sayesinde öğrendim. Onlar bana yeryüzündeki çirkinlikleri ve kargaşayı yaşatmasaydılar gökyüzündeki güzellikleri görebilir miydim? Sürüngen ruhlarıyla yılan gibi gözlerini kısarak ve tıslayan dilleriyle sokmasaydılar, cıvıldayarak uçan kuşları duyabilir miydim? Ve kendimle başbaşa kalmak istediğimde kanapeye uzanmayı çok görmeseydiler bu kanapenin adı "razılık makamı" olabilir miydi?

Olamazdı, asla olamazdı. Binlerce teşekkürler hepsine beni razılık makamına erdirdiler, onların da erdirenleri çok olsun.

"Seyyid Burhaneddin"in de dediği gibi;

Burçlardan, yıldızlardan geç,
Razılık makamına var da salın.
Orada sana ne ateş zahmet verir, ne zemheri,
Gökkubbenin damına nasıl çıkılır deme,
Eğer varlığından geçebilirsen, çıkabilirsin..


"Eğer varlığından geçebilirsen, çıkabilirsin."
"Eğer istersen varlığından geçebilirsin."

***

Geçtiğimiz haftasonu ben arkadaşımda kaldım, kızımın da arkadaşları biz de kaldı. Eve döndüğümde baktım ki biri benim razılık makamımın hakkını vermekte. Hoşgeldin demek için yanına gittiğimde zor kalktı yerinden.

"Ya ne var burda böyle, nasıl bir huzur veriyor insana burası, geldiğimden beri mayıştım kaldım burda. İnanılmaz huzurluyum, burdan kalkıp denize gitmek bile zor geldi." dedi.

"O kanepe; benim dünyasal kirlerden arındırıp temizlediğim manyetik alanımla kaplı, seni çarpan o.." diyemedim elbette.

"Keyfine bak canım, gidinceye kadar senindir makamım." diyebildim sadece..

"Beş yaşından beri aynı odadayım ve odamın penceresi E-5 e bakıyor, değişsin istiyorum artık bunca yıldır gördüğüm trafik gürültüsü ve patırtısından ibaret olan manzara.." dedi.

"Sen değişirsen, o da, odan da değişir." diyemedim.

Şimdi diyorum ki; neyi yürekten seviyorsak, neyi yüreğimizle izlemeyi seviyorsak penceremizde o olur, tek sır, benim gibi; gökyüzünü yürekten, aşk ile sevmek.

"Sır; istemek değil, sır; AŞK ile SEVMEK.."

HU'L YA

Fotoğraf: (içimde) Yatan Buda :))

"alem-i cümle"



















bir harftim önce
biraz büyüdüm oldum bir hece
sözcük oldum biraz daha büyüyünce
tam olmuşken; alem-i cümle
hayat noktayı koydu ölümle..

HU'L YA

(RESİM: Gustav Klimt - Death and Life)