26 Kasım 2010 Cuma

"küçük şeyler"

"İçimdeki Tanrı'nın bereketidir, rahmetidir gözyaşlarım;
aşk ile dökülür (yer)yüzüme.."

HU'L YA

"küçük şeyler"

"İlahi müzisyen tarafından bestelenmiş ve yarım bırakılmış bir aşk sarkısıyım, O'nun yeryüzündeki aksini bulmadan tamamlanmam imkânsız.."

HU'L YA

"İki Şeker.. İki Çay"


















İki Çay.. İki Şeker"


ben çayı şekersiz içerim ama bugün sabah çayımı iki şekerle içtim, iki şeker insanla..

görüşmeye görüşmeye uzaktan akraba saydığımız ama görüşünce hiç de uzak olmadıklarının farkına vardığımız akrabalar vardır ya, onlardan ikisiyle buluştuk bu güzel kasım sabahının lodosla boşalttığı, ıssızlaştırdığı sahilde.. kimi birbirimizi dinledik, kimi dışarda esen lodosu, kimi arada bir çıkan güneşle ısındık, kimi heyecanlanıp arada bir çakan gözlerimizdeki ışıkla..

Rahmi Abi, benim Çatalca'da yaşadığım dönemlerdeki halimi çok iyi hatırlamıştı facebook'ta buluştuğumuzda, ama ne ayıp ki, ben onun bütün kardeşlerini hülyalarımda canlandırıp, sanki hepsini dün görmüş gibi hatırladığım halde, o kendini hatırlatmak için elinden geleni yaptıysa da ismini hatırlamış ama cismini bir türlü hatırlayamamıştım..

dün Öğretmenler Günü'nü kutlamak için sayfasına geçtiğimde, değerli bir eğitim emekçisi ve emeklisi kendisi çünkü, hala, bayram dolayısıyla geldikleri B.Çekmece'de olduklarını öğrenince mesaj attım kendisine, "sahilde bir çay içelim, yengeyle de tanışalım" diye.. sağolsun o da bana döndü hemen ve bu sabah buluştuk..

o beni, benden önce uzaktan tanımış yine ve ilk sorduğu soru "hatırlayabildin mi beni şimdi" oldu.. bir kez daha utanarak ama bu kez gerçekten hatırlayarak, "evet, hem de çok iyi hatırladım.." dedim..

oturduk, çaylarımızı söyleyip, söyleşmeye başladık.. önce Rahmi Abi'yle köklerimizi bir deştik, soy ağacına kadar uzandık.. en küçük kardeşlerinin soy ağacını çıkarttığını ve ser de biraz Konya'lılık da olduğunu söyledi..

Konya'lı deyince, Rahmi Abi'nin de çok iyi tanıdığı, o zamanlar Çatalca devrimci camiasının bir numaralı adamı olan ilk eşiminde Konya'lı olduğunu hatta bir Konyalı'yla yetinmediğimi, Bulgaristan-Filibe'de doğup büyüyen ve "Avrupa'lıyım ben, Türk erkeklerine benzemem" diye diye kanımı canımı fetheden ikinci eşimin de Konya'dan Bulgaristan'a göç etmiş bir Konya'lı olduğunu ama bunu ne yazık ki evlendikten sonra öğrendiğimi anlattım..

Konya'lılara bir sözüm yok ama "gez hülyalı, bul Konyalı" misali bula bula her defasında illaki Konya'lı bulan bu hülyalı kadına ne demeli bilmem..

"dikkatli ol sayın hülyalı, burnunun ucunda bitiverir hülyalının istemediği Konya'lı.."

yazdıklarımdan da anladığınız gibi erkeklerden ve kadınlardan, en çok da sanki benim arkamda bıraktığım erkeklerden uzun uzun konuştuk..

yengeyle frekansımız çok iyi tuttu, Rahmi Abi'yle köklerimizi deşmeyi bitirince daha çok yengeyle biz konuştuk, Rahmi Abi dinledi.. erkeklere biraz fazla yüklendiğimiz durumlarda müdahalesini de yapmaktan geri durmadı.. ama ben şunu çok iyi gördüm, evde kadına söz hakkı tanımayan erkekler (benim eskiler gibi) dışarda da kadını asla konuşturmuyorlar, o, onlardan değildi ve yengenin sözlerinin çoğunun altını onaylayan baş hareketiyle çizip durdu.. yengenin sıradanlığı aşmış tarzına ve tavrına verdiği onayla, Rahmi Abi benden bir erkek olarak geçer notu fazlasıyla aldı.. hatta benim kalkmadan önceki en son cümlem şu oldu; "akıllı erkek; kendi aklıyla beraber kadının aklını ve manevi gücünü de kullanmayı başarabilen erkektir.."

tadına doyulmaz sohbeti, bu güzel farkındalıkla bitirdikten sonra vedalaştık ve tekrar görüşmek dileğiyle ayrıldık..

ben yine hep yaptığım gibi düşünerek yürüdüm spor alanına doğru.. ve şunu diledim bu farkındalıktan sonra;

"yarabbim, bundan sonra bana vereceksen, hem kendi aklını hem de benim aklımı ve manevi gücümü kullanmayı bilecek kadar akıllı bir adam ver, zehir olsa bal eylerim böylesini.. ama ne kendi aklını ne de benim aklımı ve manevi gücümü kullanmayı bilmeyen bir adamı hiç verme, bal olsa zehir eder akılsızlık öylesini..

çaydan çok, çaya şeker olan tatlı yüreklerinde takılıp kaldığı için, çay için teşekkür etmeyi de unuttu bu hülyalı kadın.. içtiğimiz çaylar için ve çay sıcağı sohbetinde eriyen şeker yürekleri için çok teşekkür ediyorum kendilerine burdan..

onlar beni ilk görüşmede nasıl buldular bilmem ama, bir dahaki görüşmeye kadar daha da zayıflayıp çayın yanına çıtır bir simit olurum belki diye, bol bol spor yaptım..

biliyorum, zor ama imkansız değil, Napolyon'un da dediği gibi "İmkansızlık sadece aptalların sözlüğünde bulunan bir kelimdedir."

yine çok keyfim yerinde, yine çok güzel bir güne, çok güzel bir başlangıç yaptım, güzel bitmesi dileğiyle, hepimize keyifli ve güzel günler diliyorum..

HU'L YA