15 Aralık 2010 Çarşamba

"Sonsuza Kadar Tuluyhan"



O gün yine, yağmur, çamur, kar demeden, aldım hülyalı başımı ve çıktım evden. Önce kuaföre uğradım, her zaman gittiğim yere değil de otobüse bineceğim yere yakın olanına gittim ki, çıkar çıkmaz otobüse atayım kendimi ve yapılan saçım bozulmasın istedim.

"Ne olacaktı size.." dedi kızgın bir ses tonuyla beni karşılayan geyefendi, tanımlamam doğru mu bilmem ama yanlış değil, nasıl hitap edeceğimi bilemediğimden ortaya karışık böyle bir hitap çıkıverdi işte kendiliğinden.

"Düz fön istiyorum.." dedim.

"Düz müüüüü.." dedi, sanki imkansız bir şeyi istiyormuşum gibi hissettiren kadınsı edasıyla.

"Olmaz mı.." dedim

"Bu havada koruyabilirseniz neden olmasın.." dedi.

"Koruyabildiğim kadar artık, düz olsun.." dedim.

Gece mavisi saçımı yola yola, hülyalı başımı sertçe atıp sağa sola, beni bir hırpaladı, bir hırpaladı ki anlatamam. İlk kez bir geyefendiye saç yaptırdım, ama asla pişman olmadım. Havadaki yağış ve nemin çokluğuna ve şemsiyesiz (şapkalı) olmama rağmen saçımı iki gün bozulmadan kullandım. Beni hırpalarken ordaki bayanlardan biri de cep telefonuyla fotoğraf mı çekti video mu çekti bilmiyorum, dikkat çekecek kadar hırpalandım işte. Ellerine sağlık, yarın büyükcadının doğumgünü için yine o geyefendiye gidip yaptıracağım saçımı. Hatice'ye değil, neticeye bakmalı insan ve ben de öyle yapacağım.

Kızım ve onun bir arkadaşıyla ve ayrıca benim iki bayan arkadaşımla buluşacağım Caddebostan Kültür Merkezi'ne gitmek üzere çıktım yola. İlk kez gidiyordum oraya ama hiç sorun değildi, ben bir yerlere ilk kez gitmeyi çok seviyorum çünkü. Gittiğim yeri ararken, "nerde, nasıl gidebilirim.." diye sorduğum insanların bana yardım etmek için ellerinden gelen çabayı göstermelerine bayılıyorum. Şoför beni nerde indireceğini bilmediği için dolmuştaki üç kişi birden seferber oldu bana yol göstermek için ve benimle aynı yerde inen fularlı bir İstanbul beyefendisi CKM'nin sokağının başına kadar refakat etti bana. Bu insanca yardımseverliğe bayılıyorum işte.

Kızım benden önce gelmiş ve Pizza Hut'a oturmuş arkadaşıyla, pizzamı da söylemiş, arayıp durdu dolmuştayken.

Sarışınım var ya benim, çok istiyordu da bir türlü gelememişti, o da benden önce gelmiş ve en üst kata kadar çıkmış ben gelinceye kadar. Aradım onu ve pizza yemeye çağırdım, hemen geliyorum dedi. Ama ne gelişti o öyle.

"Onu gördüm, onu gördüm.." diye uça uça çıktı döner kapıdan. Sarı bir lastik topa dönüşmüş gibi; ayakları yere değer değmez sıçrıyordu havaya tekrar.

"İsa yeryüzüne indi de en önce bizim sarışına mı göründü.." yoksa diye düşündüm (Tanrı'nın doğumgünü adlı kitapta böyle bir bölüm okuyup çıkmıştım evden de onun etkisiyle böyle düşündüm ister istemez..)

"Kimi gördün.." dedim.

"Tuluyhan'ı gördüm, onu düşünerek çıktım yukarı, düşüne düşüne çağırdım, koordinatlarına girdim ve karşımda buldum onu.." dedi.

Şaşırmadım elbette, sarışınlar beni hiç şaşırtmıyor artık, sarışın arkadaşımın da rahat durmayacağından adım gibi emindim.

"Konser salonunu ararken kulise girmişim yanlışlıkla ve bir baktım Tuluyhan bana doğru geliyordu, sadece merhaba diyebildim, enerjisi çarptı beni, başka bir şey diyemedim.." dedi.

"Çarpılasıca seni, iyi olmuş, o gevezelikle kimbilir neler söylerdin neler.." dedim ama içimden dedim..

Ekibinden biri gelip yolu göstermiş bizim sarışına, dili çözülünce; "Yanlışlıkla oldu ama iyi oldu.." demiş. Demese şaşardım.

Yanlışlıkla olmuşmuş, sen düşünce gücüyle çağır, koordinatlarına gir, kendine çek, karşısına çık, sonra da 'yanlışlıkla oldu ama iyi oldu' de. Kim inanır sana, kim inanırsa inansın ben inanmam.

Başladık üst caddede Pizza Hut'ı aramaya. Bir yandan arıyoruz, bir yandan soruyoruz, bir yandan da sarışın tutturdu "Konser sonrası konuşalım, Tuluyhan bizim okula gelsin, müzik bölümündeki öğrencilerimize seminer versin." diye. Çarpılacak ve konuşamayacak diye bana konuşalım diyor, sen söyle demeye getiriyor.

"Konser sonrası durumuna göre konuşuruz, (yorgunsa kıyamam ben üstadıma) hatta onların bir kampanyası vardı "Zil Çaldı Tuluyhan Uğurlu Okulunuzda.." diye, kampanyanın devam edip etmediğini sorarız.." dedim.

Biz bu arada iki kez boydan boya turladık caddeyi, iki kez Pizza Hut'ın önünden geçmişiz ama biz Tuluyhan'ı konuşurken kendimizden de geçmişiz ki görmemişiz orayı.

Gördük ve girdik içeri, pizzamızı yedik çıktık ve diğer bayan arkadaşım aradı, "ben geldim, CKM'deyim.." dedi. Hemen biz de gittik, çok az bir zaman kalmıştı konserin başlamasına çünkü. Gelen arkadaşım da facebooktan tanıdığım bir arkadaşımdı ve ilk kez görüşecektik. Onu orda görür görmez tanıdım tabii. Hemen konuşarak, tanışarak salona çıktık, baktık ki kapının önü dolmuş, cennetin kapısının açılmasını bekler gibi bekliyor Tuluyhan'ın yaşattığı cenneti bilenler. Arkadaşlarım henüz onu canlı dinlemedikleri için bilmiyorlar, ama izlediklerinde öğreneceklerinden adım gibi eminim.

Kapı açıldı ve Tuluyhan'ı dik açıyla görebileceğimiz bir yere oturduk, başlayıncaya kadar da çok tatlı bir sohbet ettik, başlayınca birbirimizi hatta kendimizi bile unutuverdik tabii. O nasıl bir çıkışsa öyle, çıkar çıkmaz başladı gözlerimden yaşlar kendiliğinden akmaya, aktığının bile farkında değilim ki tutayım. Bengi söyleyince farkettim ki ağlıyorum.

Çalmaya başlayınca baktım ki sarışın yerinde duramaz haliyle dürtüyor yandan, "varoluşun müziği, varoluşun müziği..". Kulağı da hiç fena değilmiş, bizim sarışın aptal sarışınlardan değil zaten, fazlasıyla akıllı hatta.

Yine böyle bol yağışlı bir günde içinde sarşınımında bulunduğu bir grup arkadaşla beraber izlediğimiz varoluşla ilgili bir oyunda çalmıştı "Sonsuza Kadar İstanbul" adlı parçası üstadın ve bizim sarışın hücrelerine kaydetmiş gibi, bir bilemedin bir kaç nota da tanımıştı müziği hemen, buna şaşırmıştım işte, bir yandan da mutlu olmuştum böyle olağanüstü bir müziği hücrelerine kaydettiği için.

Yine dalmışken hülyalı hülyalı izlemeye, sarışın bu rahat durur mu, baktım yine dürttü beni ve telefonunu gösterdi bana. Tuluyhan'ı çok seven ama işleri çok yoğun olduğu için gelemeyen kameramana, erkek arkadaşına canlı yayın yapıyor hanımefendi.

"Keşke gelebilseydi.." dedim.

"Çağırmadım ki.." dedi.

"Neden.." dedim.

"İşleri çok yoğun, hep yoğun, benimle hiç bir yere gelmiyor, ben de inadıma buraya çağırmadım.." dedi.

Hem çağırmamış, hem de telefondan dinletip nispet yapıyor bizim sarışın. Ondan öğreneceğim çok şey var, bu kadar acımasız olmayı mutlaka öğrenmeliyim ondan. Ben olsam duramam çağırmadan, çok sevdiğim adamı çok sevdiği şeylerle buluşturabilmek için canımı feda ederim yahu. Nasıl başarmış bunu bilmiyorum, benim hiç bir şey ıslanmayan ağzımda bu konserin ıslanması mümkün değil çünkü. Başaran başarıyor işte.

Üstad ve ekibi yine harikaydı, yine muhteşemdi, yine olağanüstüydü, yine anlatılamayacak kadar başka bir şeydi orda yaşadığımız. Başka bir dünyaydı, başka bir boyuttu, bambaşkaydı.

Salondan çıkarken hepimizin gözleri kırmızı ve ıslaktı, müzikleriyle özümüze götürmüştü üstad bizi ama susuz getirmemişti, bol sulu, bol ıslak bir haldeydik kendimize geldiğimizde.

"Ay Hülyaaaa, çok teşekkür ederiz bize böyle bir güzelliği yaşattığın için, çok çok güzelmiş.." dedi, 2006 yılındaki Topkapı Konseri'nden beri üstadı izlemek isteyen ama bir türlü izleyememiş olan arkadaşım.

"Yazdığın kadar varmış.." dedi sarışınım.

"Ben güzel olmayan bir şeyi yazarmıyım hiç.." dedim.

"Gözlerimiz kırmızı ve ıslakken hemen fotoğraf çekilelim.." dediler.

Öyle güzel oluyor ki insan konser sonrası, kalıcı kılmak istiyor konserin etkisiyle kendinde ortaya çıkan güzelliği, ben yazarak kalıcı kılıyorum işte bunu.

Gittik ve baktık ki cd'lerini imzalıyor üstad, ben de kırmızıyı, mehteri ve senfonik müziği seven büyük cadıya kırmızı kaplı "Senfoni Türk"ü, kendime de "Sonsuza Kadar Tuluyhan"ı pardon "Sonsuza Kadar İstanbul"u imzalattım.

Sarışınım için kampanyayı sordum, devam ediyormuş ve Mine Hanım'la irtibata geçilmesini söyledi üstad. Gaziantep'ten gelen baklavadan ikram etti bize Mine Hanım, baklavamı bile bitiremedim sarışınıma iyilik yapacağım diye. Fotoğrafımızı çekildik ve aklımın birazı baklavada nerdeyse hepsi harika üstadımda kalarak çıktık kulisten.

"Gözüme bir piyanist kaçtı, hala çalmakta (aklımı, kalbimi).."

"O nasıl bir enerji, bana bakıyordu ama orda değildi o, başka bir boyuttan bakıyordu.." dedi bizim sarışın.

("Üstadım, bakmayın öyle başka kadınlara başka boyuttan, arkadaşlarım da olsa çok kıskanıyorum..")

O gece, "salsa, rumba, çaça-baça" kursuna gitmeyip konsere geldiği için ne kadar iyi ettiğini de ekledi sarşınım. Ertesi gün beni işyerine kahvaltıya davet etti ve o evine, ben başka bir arkadaşıma geçmek üzere ayrıldık.

Ertesi gün gittim sarşınımın iş yerine, sohbetimiz "o nasıl bir enerjiydi öyle.." diye defalarca bölündü. Beni çok güzel ağırladı işyerinde, Tuluyhan gelirse onu nasıl ağırlayacaklarını da konuştular, getirebilmek için girişimlere hemen başladılar. Saklamayacağım, kıskanıyorum elbette sarışınımı, öyle ya da böyle Tuluyhan'la bir gün geçirecek diye.

Allah'ım, o gün yine çarp şu sarışını, dili tutulsun konuşamasın Tuluyhan'la, dizlerinin bağı çözülsün yanına yaklaşamasın. Mini eteğini giyerse iki kez çarp, cart kırmızı ya da cart pembe pırıltılı rujunu sürerse çarpım tablosu gibi birden dokuza kadar bütün sayılarla çarp onu, hele ki çıkarttığı o uzun kaynak sarı saçlarını kaynatırsa yerine o gün, sıfır ile çarpıp yok et onu.

Şaka bir yana, Özgür ve Berrin çok çaba sarfediyorlar üstadı okullarında ağırlamak için, bana olacak gibi geliyor, yürekten, aşk ile istiyorlar bunu, yürekten istenen şeylerin olmaması imkansız. Olursa ben de en az onlar kadar çok sevineceğim böyle bir güzelliğe aracı olduğum için.

Öyleyse rast gele, yok yok sarışınımın okuluna Tuluyhan gele.

Güzel dostlarla paylaşılmış çok güzel bir geceydi. Güzel dostlarıma, güzel kızıma ve güzel arkadaşına, güzelden daha güzel olan harika üstadıma ve beni yağmur, çamur, kar demeden o güzellikle buluşturan içimdeki hülyalı kadına çok teşekkürler.

"Gözüme bir piyanist kaçtı, hala çalmakta (kalbimi).."

HU'L YA

(FOTOĞRAF; Tuluyhan UĞURLU)

1 Aralık 2010 Çarşamba

"küçük şeyler"

"delirtene şiirler olsun ki; deli kadın, deli bir şiir daha doğurdu.."

HU'L YA

"sevebilseydin beni"




















öpüşlerimle vurabilirdim,
sırtından seni..
gözün kapalı, gönlün pek
sevebilseydin beni..

HU'L YA