23 Şubat 2011 Çarşamba

"akşam karanlığı"



















çöker akşam karanlığı
her şey ışığı bekler
"ben seni"
her şey ışığa dokunmamı bekler

"ben senin bana dokunmanı.."

HU'L YA

"vuslat"























her yağmurda sutanelerinden zincir yapar gökyüzü
tane tane akar sevdiğinin bağrına
kavuşur özlediği yeryüzüne..
ya sana ne demeli sevgili
gökyüzünden daha mı büyüksün ki
gökyüzünün yeryüzünü bekletmediği kadar bekletiyorsun beni..

"göğ(s)ün tane tane akacak mı (yer)yüzüme.."

HU'L YA

"ikisi de Allah'ın emri"























siz; yağmura da kızdınız,
yağmurda sutaneleri gibi yağan harflerime de..
başka yolu yok ki,
ikisi de Allah'ın emri;
ikisi de zamanı geldiğinde yağacak..

HU'L YA

"bu yağmur"


















bu yağmur; özletiyor bana seni
bu yağmur; yazdıracak sana beni

"bu yağmur; yağdırır mı düşlerime seni.."

HU'L YA

"Hayattan Bir An"


















"hoşgeldin Gamze bebek; yaşama sırası sende.."


sabah apartmandan çıkmak üzere alt komşumun kapısının önünden geçerken kapı açıldı ve komşum ağrılı bir şekilde çıktı kapıya;

 "eyvah" dedim içimden "bebek geliyor galiba.."

"ne zamandı canım doğumun.." dedim..

"perşembe günü doğum yaptım ben.." dedi..

nerdeyse bir hafta olmuş doğum yapalı ve benim haberim yok, rezil oldum, yerin dibine geçtim utançtan..

"geçmiş olsun, güle güle büyüt bebeğini, işlerimi bitirip döndüğümde uğrar bebeği de görürüm.." dedim..

niyetim eve döndüğü gün benim meşhur ve çok beğenilen çorbamla hoşgeldin demekti Gamze bebeğe ama öylesi kısmet olmadı.. eve gelirken Gamze bebek için tavuk aldım ve gelir gelmez hemen yaptım çorbasını.. bolca da sevgi, şefkat ve güven kattım içine.. insanoğlunun doğduğu andan ölümüne dek en çok ihtiyacı olan ve bir türlü kolay kolay bulamadığı şeyler bunlar diye düşünüyorum..

çorbamı ve hediyemi alıp gittim, başka misafirler vardı ve kalkmak üzereydiler.. Gamze bebeği aldım annesi misafirleri rahatlıkla yolcu edebilsin diye.. annesinden uzaklaşıp benimle başbaşa kalınca korktuğunu hissettim ve;

"hoşgeldin Gamze bebek, yaşama sırası sende.. sakın korkma, her şey yolunda, hayat ihtiyacın olan her şeyi sağlayacak sana, bak benim aracılığımla sana süt olsun diye çorba bile gönderdi.." dedim.. yüzündeki ve gözlerindeki birden değişen ifade ağlattı beni, orda doya doya ağlayamadım, şimdi hem ağlıyorum hem yazıyorum..

baştan bana biraz kızdı Gamze bebek;

"bütün gün uzayın derinlikleriyle meşgul olup duruyorsun, uzaylıları çağırıp duruyorsun, uzayın derinliklerinden geldim ve burnunun ucuna kadar sokuldum ama haberin yok, kaç gün sonra gelip görüyorsun beni, hem çağırıyorsun hem ilgilenmiyorsun.." der gibi kızgın kızgın baktı ama sonra benden aldığı sevgiyi hemen bana yansıttı..

ben Tanrı'yı en çok bebeklerin yüzlerinde ve gözlerinde görürüm, Gamze bebekte de gördüm elbette ve o yüzden bu kadar duygulandım..
her yeni doğan bebek Tanrı'nın bir başka yüzü, bir başka özü..
her yeni doğan bebek Tanrı'nın dünyanın ve insanın geleceğine yaptığı yatırımının bir parçası..

"annelik nasıl bir şeymiş böyle Hülya abla.. bu kadar güzel bir şey olduğunu tahmin bile edemezdim.." dedi bir ara annesi..

"her kadın mutlaka anne olmalı ve bu yüce duyguları tatmalı.. daha dur, bu bir başlangıç, büyüdükçe sevgin de onunla beraber büyüyecek.." dedim bende ona..

lohusalığın ne demek olduğunu bildiğimden ziyaretimi daha fazla uzatmadan kalktım ve eve geldim..

***
her kadın mutlaka anne olmalı ve yaratımda Tanrı'yla işbirliği etmenin yüceliğine ermeli..

beni bu yüce işbirliğine iki kez layık gören Tanrı'ya hamdolsun.. çocuklarımla ilgili keşkelerim asla olmayacak..

"hoşgeldin Gamze bebek; yaşama sırası sende..
küçücük bedeninde getirdiğin ilahi ışık ve sevgi seninle büyüsün
kocaman olup hem aileni, hem dünyayı, hem kâinatı bürüsün.."

(Hoşgeldin bebek, yaşamı sırası sen de. / Nazım Hikmet RAN)

HU'L YA

22 Şubat 2011 Salı

"küçük şeyler"

"bilir misiniz şairler en çok neye benzer; çocuklara.."

HU'L YA

"küçük şeyler"

"aşağıda ne varsa yukarıda da o var
aşağıda ben varım, yukarıda da ben (mi) varım.."

HU'L YA

"küçük şeyler"

"aşağıda ne varsa yukarıda da o var; aşağıda ben varım, yukarıda da ben (mi) varım.."

HU'L YA

16 Şubat 2011 Çarşamba

"Hayattan Bir An"


















"Aysuni ile Geçirdiğim Muhteşem Zaman"

sabahın 8'inde uyandırdı beni ve karga kahvaltısını etmeden kahvaltıya geleceğini söyledi.. alışverişe gideceğim bahanesiyle bir kaç saat geciktirdim bana gelişini.. kimden mi bahsediyorum, bizim yaratıcı spontane, başak lastik jimnastik pardon başak lastik plates Aysuni'den.. yemeyi seven başak yine eli boş gelmemiş, annesinin yaptığı ev ekmeği en büyük ve en leziz sürpriziydi bana.. fırında ısıtınca yeni pişmiş gibi muhteşem oldular, yemeye doyamadık.. kahvaltıdan sonra da kayınvalidesinin Almanya'dan getirdiği nane likörlü bitter çikolata ile capuccino içtik.. sabah çayımız da Almanya'dandı, seylan çayıydı.. getirdiği bir kutu kandil simidi de sırasını bekliyor..

kahvaltı bahane, sevgililer gününde neler yaptığını Hülya'ya anlatmak şahane, geldiğinden beri çenesi bir saniye bile durmadı.. herkes girdiği yere sağ ayağıyla girer ya bizim Aysuni'nin de sol kolu girdi önce dış kapıdan içeri.. bir de baktım ki bembeyaz, spor Donna Karan New York (DKNY) markalı bir kol saati gözüme doğru hamleler yapmakta.. anlamıştım zaten soracaktım ama sormama fırsat bırakmadan eşinin sevgililer günü hediyesi olduğunu söyledi saatin.. ne diyebilirim; güle güle ve iyi günlerde kullansın, su gibi akıp giden zamanı iyi kullansın, Allah herkese karısını nasıl mutlu edeceğini bilecek kadar aklı olan bir eş nasip etsin..

şimdi de çay koyacakmış, bu benden de beter çaykolik, ben arka arkaya demlemiyorum hiç değilse.. aklı getirdiği kandil simitlerinde ve çay ile onları yiyecek de ondan gibi geliyor bana bu ikinci çay faslı..

çaydan sonra da sıra Türk Kahvesi'ndeymiş, bana Türk Kahvesi yapmayı öğretmeden şurdan şuraya gitmeyecekmiş.. daha önce öğretmeyi çok deneyen oldu ama başarılı olamadım hiç birinde ne yazık ki.. Aysuni bu konuda da her şeyde olduğu gibi çok iddialı, bakalım başarabilecek miyiz.. Türk Kahvesi yapmayı öğrenince şu makus talihimi de yenerim belki kimbilir..

"çay demlene dursun şu Türk Kahvesini aradan çıkaralım.." diye tutturdu şimdi de.. kendimden hiç umudum yok ama onu susturmak için denemekten başka çarem de yok.. bana bol şanslar dileyin ki şu Aysuni'nin elinden ilk cezve de kurtulayım..

"Türk Kahvesi yapmayı gerçekten istiyor muymuşum, gerçekten istersem yapabilir mişim.."

çok profesyonel bir öğretici, yaşam koçu misali istemekten girdi pozitif enerjiden çıktı, henüz kahveye ve cezveye sıra gelmedi, eyleme geçmeden önce motivasyon aşamasındayız..

"ben isteyip istemediğimden emin değilim, istemiyor gibiyim.." dedim..

"bu negatif düşünce haliyle başarılı olmamız mümkün değil.." dedi..

...

Türk Kahvesi işi tamam.. bir de çok konuşmayı öğrenirsem kim tutar beni.. ama hiç susmuyor ki nasıl öğreneceğim..

...

"utanmasam üçüncü çayı da demleyeceğim.." dedi

"utanacak ne var, demleyebilirsin.." dedim..

demledi utanmaz...

...

güldürdü, güldürdü, güldürdü ve en sonunda annem ve babamın şarkısı Veda Busesi'ni söyledi, güldürdüğü kadar ağlattı ve gitti.. yüreği gibi sesi de güzel.. bana yaşattığı güzellikleri bir gün ona da birileri çokça yaşatsın inşallah..

HU'L YA

"ey aşk; cesur olsan"























ey aşk;

hecelerime dolduğun gibi
gecelerime de dolsan
hecelerimden özgürleşip
gecelerime hapsolsan

"aşksın, ilahi ışıksın
gecenin karanlığından korkmayacak kadar cesur olsan.."

HU'L YA

15 Şubat 2011 Salı

"başımın üstünde yerin"



















deniz olur uzanırım dalga dalga kumsala
gökyüzü gözlerin olur, martılar ellerin
başımın üstünde gözlerin
başımın üstünde ellerin

"başımın üstünde yerin.."


HU'L YA

14 Şubat 2011 Pazartesi

"Gökyüzü'nün Hülya'sı"
















O; Leyla'nın Mecnun'uydu
"Leyla" diye diye dolaştı çöllerde
Ben; Gökyüzü'nün Hülya'sıyım
"Gökyüzü" diye diye dolaşıyorum yerlerde..

HU'L YA

Narcisse ve Sakura























Narcisse ve Sakura


"goncanın güle dönüşüdür dudağım,
kelebeğin kanat çırpışı gülüşüm,
kiraz çiçeği tomurcuğunun,
dudağımda patlamasıdır öpüşüm…"

o gün kiraz çiçeği ile ilgili çok güzel bir şiir okuyup öyle çıkmıştım evden.. yazılarım için gerekli olan bir program cd sini almak üzere Avcılar'a gidiyordum..

evden çıkmadan önce okuduğum şiir bir türlü bırakmıyordu zihnimin yakasını ve dönüp dolaşıp geliyordu dilime..

*Narcisse'in suda kendi aksini görüp büyülenmesi ve kendine aşık olması gibi; ben de şiirin etkisiyle otobüsün camına vuran aksime bakıp, kendime vurulup narsistçe gülümseyince, içimdeki şiirin sözleri gitti ve bu yazıya başlarken yazdığım kendi şiirimin sözleri bir bir sıraya dizilmeye başladı..

hemen çantamı açıp kağıt-kalem aradım ama yoktu yanımda.. Avcılar'a gidene kadar unutmamak için sürekli tekrar ettim durdum.. bakmazsam unuturum ve uçar gider bu güzel an'ı kayıt altına alacak olan sözler diye sürekli dudaklarımın camdaki aksine bakıp gülümsedim ve tekrar ettim.. tekrar ettikçe gülesim geldi, güldükçe tekrar ettim durdum..

Avcılar'a iner inmez kırtasiyeye koştum.. bir kağıt ve bir kalem alıp not ettim dizeleri.. deli gibi kendi kendime gülüp tekrar etmekten kurtulduğum için de derin bir oh çektim..

insan yalnız olunca, hele ki benim gibi duygusal bir kadın yalnız olunca mecburen kendine aşık oluyor ve böyle delilikler kaçınılmaz oluyor.. en güzeli de kendine duyduğu aşk karşılıksız kalmıyor ve ilham perileri sarıyor ruhunu..

hem insanın kendini aşkla sevmesi neden delilik olsun ki, neden ayıp olsun ki.. hiç tanımadığımız birini bulup ölesiye sevmek mübahta, kendimizi aşk ile sevmek günah mı.. hiç değil bence, hem de hiç değil..

başkalarında gördüğümüz güzelliklere çarpılmak, vurulmak hatta ölmek akıllılık oluyor da kendi güzelliklerimize vurulmak delilik mi oluyor..

oysa her insanın şiir yazılası bir güzelliği, bir özelliği mutlaka vardır..

kiminin gözleri güzeldir, kiminin sözleri,
kiminin sesi, kiminin nefesi,
kiminin saçı, kiminin başı,
kiminin kirpikleri, kiminin kaşı..
kiminin kulakları güzeldir, kiminin şakakları,
kiminin dişleri, kiminin dudakları,
kiminin elleri, kiminin ayakları,
kiminin boynu, kiminin burnu,
kiminin boyu posu, kiminin RUHU..

insan kendini sevmek istesin yeter ki başlayacak güzel bir yerini bulur ve gün gelir kendine ait olan her şeyi sevmekle tamamlar bu sevgi çemberini..

bugün sevgililer günü..

sevgilinizi ne kadar çok sevdiğinizi tahmin etmek zor değil.. ben de sevdim zamanında, hem de çok sevdim.. adam gibi değil, kadın gibi; ruhumla sevdim.. sevdiğim adamların güzelliklerine çarpıldım, vuruldum hatta öldüm (yiğidi öldürürüm ama hakkını yiyemem, ikisi de güzeller güzeliydiler).. onlar benim tarafımdan böyle sevilmeyi haketti de ben kendimi böyle sevmişim çok mu, bu delilik mi.. hiç değil, hem de hiç değil.. az bile..

bu aşk ve sevgiye ayrılmış günde; kendi güzelliklerimi keşfettikçe daha da büyük bir aşkla sevebilmeyi diliyorum kendimi..

siz de benim gibi sevdiklerinizin güzelliklerine çarpılıp, vurulup hatta ölüp kendi güzelliklerinizi görmek ve kendinizi aşkla sevmek için çok geç kalmayın.. şiir yazmanız da şart değil, güzelliklerinizi keşfetmeye bir yerden başlamanız yeter..

sevgiyle ve aşkla kalın..

önce kendinizi sonra varolan her şeyi; sevgiyle ve aşkla sevin..

sevgililer günümüz kutlu olsun..

*Narcisse, bir gün av ve yaz sıcağının yorgunluğu ile sakin ve şeffaf bir pınarın başına gelir. Su ayna gibi parlaktır. Narcisse su içmek için eğilir ve berrak suya yansıyan yüzünü görür. Suda aksini görüp büyülenen Narcisse hareketsiz kalır. Adeta aşkla aksine bakar, hiçbir kuvvet onu ordan ayıramaz. Yavaş yavaş, güneşin altındaki buz gibi, rengi solar ve erimeye başlar. Güneş onu yakarak bitirdiği zaman kızkardeşleri onun için ağlayarak mezarının üstüne koymak için saçlarını keserler. Cesedi götürmek için hazırlandıkları vakit, onun yerinde sarı ve beyaz bir çiçek bulurlar ki bu çiçek onun adını taşıyan nergistir..

neyse ki ben Narcisse kadar abartamadan inmek zorunda kaldım otobüsten.. yoksa kendime bakıp bakıp, şiirimi tekrar edip dura dura eriyip sakura (kiraz çiçeği) olmam hiçten bile değildi..

(14.02.2010)

HU'L YA

11 Şubat 2011 Cuma

"bilmece"


















"aşk gibi; koyu kırmızı, sıcak, kokusuna ve tadına doyulmaz..
aşksız olur da insan onsuz olmaz.."

HU'L YA

9 Şubat 2011 Çarşamba

"onlar gibi onlarcası"



















farklısın biliyorum.. sana benzeyen hiç kimseyi göremiyorum.. oysa senden öncekilerden herkeste bir parça vardı sanki.. onlar gibi gülen, onlar gibi bakan, onlar gibi saçını düzelten, onlar gibi sigara içen, onlar gibi arkasını dönen..

onlar gibi onlarcası..

hem sana benzemeyip hem de bana uzun uzun bakanlara kızıyorum..

“ona benzemiyorsan bakma bana..” diyorum kızgın iç sesime uyumladığım gözlerimle..

birilerinde küçücük bir parçanı bile görmeye razı olup, hiç kimsede seni bulamamak ne demek biliyor musun..

ben farkını biliyorum, sen farkını biliyor musun..

HU'L YA

"ellerin"

















telgrafın telleri kuşlarla dolup taşarken
saçımın telleri hep boş mu kalacak
gezgin, hırçın, yaramaz ellerin
ne zaman kanatlanıp saçımın tellerine konacak


HU'L YA

8 Şubat 2011 Salı

"düş"

























düşse saçların
düşse gözlerin
düşsen bana
düşsem sana
düşsek bize

"kalkamasak"

HU'L YA

7 Şubat 2011 Pazartesi

"iyi ki yoksun"





















yokluğunda döktürdüğün yaşlar kadar
varlığında döktüreceksen yıldızları gözlerimden

"iyi ki yoksun.."

HU'L YA

"@"

"çat orada çat burada; OUT.. @ orada @ burada; İN.."

HU'L YA

"Bir Hülyadır Yazmak"



Yazmak; iç sesinden korkmamaktır yazmak, iç ses ile cesurca yüzleşebilmektir.
Yazmak; yıllarca yürekten çıkarıp çıkarıp atılmış ve bir kenarda birikmiş olanları ya da bir türlü atılamayıp yürekte birikmiş olanları gün yüzüne çıkarabilmektir.
Yazmak; bir disiplindir, içimizde titreşen ve oraya buraya savrulan, duyguları, düşünceleri yakalayıp dize/ye, satıra getirebilmektir.
Yazmak; yok sayılanı var emektir, yaratmaktır.
Yazmak; kimi zaman alna yazılanı kağıda dökmek kimi zaman kağıda döküleni alna yazmaktır.
Yazmak; yazarken soyut dünya ile somut dünya arasında kimi uçarak, kimi sürünerek gidip gelmektir. Burdan oraya, ordan buraya içsel bir koşturmacadır yazmak. Kendimizden kendimize kimi zaman bilgi kimi zaman sevgi taşımaktır.
Yazmak; hepimizde ortak olanı yakalamak ve "biz buyuz!" "biz biriz!" diyebilmektir.
Yazmak; yazarken "bir" olana yolculuğa çıkıp, "bir"in sevgisini ve bilgisini satır satır, dize dize, döke saça taşımaktır.
Yazmak; en sevgili ve en bilgili olana harf harf, sözcük sözcük, cümle cümle, kitap kitap yürümektir.
Yazmak; harflerle, sözcüklerle beslenerek büyümektir.
Yazmak; yazan için harflerden ve sözcüklerden biçilmiş yanmaz ve koruyucu bir kaftanı giyebilme ayrıcalığına erişmektir.
Yazmak; ölmeden ölmektir, zaman ve mekân ötesi sonsuzluktan sonlu olana b/akabilmektir.
Yazmak; dıştaki dünyayı içteki dünyaya hizalamaya çalışmaktır.

Yazmak; kendinle ve hayatla yüzleşmektir.
Yazmak; kendinle ve hayatla barışmaktır.
Yazmak, kendinle ve hayatla sevişmektir.
Yazmak; hayatı harflerle bölüşmektir.
Yazmak; kendine dön(üş)mektir.
Yazmak; hayata dön(üş)mektir.
Yazmak; Tanrı'ya dön(üş)mektir.

Yazmak; deliliktir, aklın sınırlarına harf ve sözcük ordusu ile dayanıp yazdıkça delilik alanına genişlemektir.

Yazmak; ilaçtır, gel gitli ve hastalıklı zihin hallerinden kaçarken sığınılan harflerin ve sözcüklerin gittikçe iyileşmesi ve yazanı iyileştirmesidir.
Yazmak; bir hülyadır, hülyadan gerçeğe harf harf yürümektir.
Yazmak; aşktır, kuştan kumruya, taştan Tanrı'ya yazılanla sevişmektir.
Yazmak; ışıktır, önce karanlıktan aydınlığa sonra aydınlıktan karanlığa harf harf ışımaktır.

Yazmak; "Yazmak nedir?" diye sorulduğunda destan yazabilmektir.

"Oku!" dedi Tanrı yüksek sesle cümlemize
"Yaz!" diye fısıldadı kimimize
"Yaz!" dediklerinden olabilmek dileğiyle
"Yaz!"anlara ve yazılanları "Oku!"yanlara
Harf, sözcük ve cümle ile dolu dolu sevgi ve aşk ile...

HU'L YA

"küçük şeyler"

"huzur; İNSAN'dadır.."

HU'L YA